24 Ağustos 2016 Çarşamba

Unutmuştum öleceğimi.
Birazdan yeniden aklımdan çıkıverecek.

Ölüm de bu kadar zahir.

"Unuttum. Hatırladım. Unuttum." kadar.

13 Ekim 2015 Salı

Hep düştüğümüz yerden kalkıp önce seke seke, sonra ağır ağır, sonra koşar adım yürümedik mi... Sanki bu defa öyle olmayacak. Bu defa sanki dizimizde ufak bir çizik yok. Bu defa sanki bacağımız yok. Kolumuz yok. Kimseye koşamayacak, kimseye sarılamayacağız.
Kötü bir rüyadan kendimi zorla uyandırdım ve yeniden uyumak istemiyorum. Aynı yatağa uzanıp aynı yastığa başımı koymak istemiyorum.
Öfke.
Dünyanın en hızlı büyüyen ağacı.
İçimde, her yerime kökler salarak büyüyor. İçimi yıka parçalaya ilerliyor.
Her defasında elimizde aynı pankartlar, aynı dövizler, ağzımızda aynı sözler, her defasında daha yüksek sesle. Ama her defasında daha da eksiliyoruz.
Öfkem içimde, benden büyük.
Her gün, her düşüşümüzde, tek arzum"gitmek" oluyor. Evden gitmek. Sokaktan gitmek. Şehirden.
Utanıyorum bu gitmek arzusundan. Yine de utancım arzumdan üstün değil, bundan da utansam bile. Gitsem kolum bacağım yeniden oluşacak, yeniden yürüyüp yeniden sarılacakmışım gibi.

15 Aralık 2014 Pazartesi

hayatımız arbede.
neler olup bittiğini sonra anlayacağız.

17 Haziran 2014 Salı

Bak, sana anlatayım

Çok ciddi şeyler konuşurken gözlerimi kaçırdığımı fark ettim. Sözlerim de seğiriyor. Yazıyla otuz üç. Geliyorum. 

29 Haziran 2012 Cuma

13 Nisan 2012 Cuma

neredeyse (çok mu ayıp) 31 (yazıyla otuz bir)

Çok mu ayıp, azıcık mı? Şu kadarcık mı?
Burada sağ elimin işaret parmağımın ilk boğumunun üstten 4 mm aşağısına dayadığım, başparmağımı sana uzatıyorum.
Oysa 'ayıp' diye bir şey yoktu, değil mi? Karanlık ve aydınlık kadar sıradandı zevk. 'Ben', çağdaş neondertal, biraz önce sana zevkten bahsettim. Kendi zevkimden. Tek başıma zevkimden. Yazın gelmesiyle ilgisi yok bunun, bahar olmasıyla, kışın geçmesiyle, yağmurun ıslatmasıyla, gri bulutların tekdüzeliğiyle, gölgelerin sıkıcılığıyla... İlgisi yok. Sen yoksun. Ben de yokum.
Defalarca aynı şarkıyı dinleyip de ayılmayan biri var. Çöp atmaya çıkan başka biri. Dolunay ne zamandı, diye düşünen bir başkası...
Sulanmadan yaşamaya alışkın çiçeklerin solduğu bir gerçek şimdi. Evde yoksan, evde yoksun. Yazın İstanbul su sıkıntısı çekecek mi, Türkiye Suriye'ye saldırır mı, saldırsın mı, neden salsırsın? Hatırladığınız barış şarkıları neler? Bursa'nın meşhur yiyeceği nedir? Cumuriyet ne zaman ilan edildi? Atatürk diktatör müydü?
Nasılsın? Seni çok özledim.
3 yaşımın dertsizliğini de çok özledim. Yaşım otuz bir. Henüz.
3 yaşımın hediyelerini. Denizden çıkınca ağzıma dayadıkları suyu, kalpli güneş gözlüklerini...
Özlemek çok güzel, gelsene.
Özlemek çok zor aslında. Sen yine de gel. Evdeyim.

12 Nisan 2012 Perşembe

damladı damlayacak

gözyaşımda kalbim atıyor gibi.
güp güp, güp güp...
acıyor gibi.
cızır cızır...
gözümde durmaz gibi...
tıp.